Andy Goldsworthy’s art

(Source: lissycposts, via jayyyymayyyy)

"Ne zaman doğduğum kaç yaşında olduğum birilerini ilgilendirdiğini düşünmüyorum; 
40 yaşında doğduğumu hissediyorum, şimdi de çocukluğuma doğru büyüdüğümü ve kesinlikle çocuk olarak öleceğimi söyleyebilirim.”

Çoğu şehir insanının asla yaklaşamayacağı bir olgunluk içerisinde, muhteşem yapıtlar üretmiş gerçek bir sanatçı; sanatçıdan da öncül güzel bir insan. İnsan olmanın, insanlığı koruyabilmenin ne kadar öncül bir varoluş amacı olduğunun kanıtı adeta. İnsan olmak, samimi olmak, gerçek olmak; tüketen, yok eden ve sömüren bir yaşam formu olmak yerine anlayan, var eden ve varlığını sürdüren bir gerçeklik kazanmak. Köylü Ekrem bunu fazlasıyla başarmış. Şehir insanının değerleri aslında değersizlikler sistemi üzerinden yaşadığı anlamsız hayatın uzağında; hayvanlardan ve sanatından müteşekkil bir yaşam oluşturmuş. Eserlerine baktığımızda da, ne kadar kuvvetli bir ruh üflediğini görüyoruz onlara. Heykeller adeta bize bakıyor, birer sevgi ve emek ürünü oldukları ortada. Bu güzel insanın eserlerinden birini yaşam alanında ağırlamak isterdim, ağırlamak diyorum çünkü Köylü Ekrem onları bir yaşam formuna dönüştürmüş artık.

Ve ne hazindir ki kendini toplumdan dışlanmış hisseden Köylü Ekrem toplumla kuramadığı iletişimi sanat algısıyla bastırmış. İnsanı seviyor ancak anlamakta zorlanıyor. Sanatını varoluşu üzerine temellendirmek yerine iletişimsizliğin bir sonucu olarak görüyor. “içimdeki sanatçı” demiyor da “topluma sebep dönüştüğüm sanatçı” olarak tarif ediyor kendisini. Büyüksün Köylü Ekrem. 

Angus & Julia Stone - “Yellow Brick Road” - Café de la Danse (Paris / FRANCE) 

(Source: vimeo.com)

  archive